Aziz Sava Katedrali: Belgrad'ın "Bitmeyen" Hikayesi ve Altın Kaplı Gururu
Belgrad'a ayak bastığın an, kafanı nereye çevirsen o dev beyaz kubbeyi göreceksin. Şehrin tepesinde, Vračar'da, "Ben buradayım!" diye bağıran o yapıdan kaçış yok. Hani İstanbul'da boğaz köprüsünü görmeden günü bitiremezsin ya, burada da Aziz Sava Katedrali (Hram Svetog Save) öyle bir şey.
Ben Belgrad’a ilk geldiğimde Aziz Sava Katedrali’nin içi bildiğiniz inşaat şantiyesiydi. Dışında paslı iskeleler, içeride toz toprak... Burada yaşayanlar, o iskelelerin bir gün kalkacağına, o kubbenin gerçekten parlayacağına inanmayı bırakmıştı. "Sırpların Sagrada Familia'sı" deyip geçiyorduk.
Gelin şu Aziz Sava Katedrali'nin hikayesine, neden bu kadar uzun sürdüğüne ve hakkında merak edilenlere bir bakalım.
Cami mi, Kilise mi?
Gelin şu "Balkanların Ayasofya'sını" bir de benden dinleyin.
Önce şu meseleyi bir halledelim: Burası cami miydi? Hayır, burası hiç cami olmadı. Google’da, forumlarda dönen o geyiği biliyorum. Mimari olarak bizim Ayasofya’ya çok benziyor, kabul. Sırplar, Ortodoks dünyasının en büyük mabetlerinden birini yaparken, referans olarak kendilerine Bizans mimarisinin şahikası Ayasofya'yı almışlar. "Yapmışken en iyisine benzesin" demişler yani. O yüzden kubbesi, kemerleri, duruşu bize çok tanıdık gelir. Yabancılık çekmezsin.
Balkanlar'ın en büyük Ortodoks mabedi olsun diye gösterişli planlanmış bir yapıdan bahsediyoruz.
Bir Asırlık İnşaat Çilesi: Aziz Sava Katedrali Ne Zaman Yapıldı?
Buranın inşaatı gerçekten çok uzun sürdü. Merak edip Aziz Sava Katedrali ne zaman yapıldı diye soranlara tek cümlelik cevap zor.
Neden "Bitmeyen Kilise" Diyorlar? Bu katedralin hikayesi, bizim memleket meseleleri kadar karışıktır. Fikir 19. yüzyılda çıkmış, "Hadi yapalım" demişler. Tam temeli atacaklar, Balkan Savaşları patlamış. "Neyse sonra yaparız" demişler, I. Dünya Savaşı çıkmış.
1935'te "Bismillah" deyip başlamışlar, duvarlar biraz yükselmiş... Hop, II. Dünya Savaşı ve Naziler gelmiş. Sonra ne mi olmuş? Tito ve komünizm dönemi. Koca inşaat alanını yıllarca otopark ve depo olarak kullanmışlar. Düşünün, bugünkü o şaşaalı yapının yerinde kamyonlar park ediyordu.
İnşaata tekrar başlanması 1980'lerin sonunu buldu. Yani o dışarıdan gördüğün yüz yıllık heybet, aslında içeride gencecik bir bina. Sırplar için burası sadece bir ibadethane değil, küllerinden doğuşun hikayesidir.
Bir İnat Hikayesi: Küllerinden Doğan Dev
Neden Burası? Neden Bu Kadar Büyük? Hikaye ta 1594’e, Osmanlı dönemine gidiyor. Paşaların paşası Sinan Paşa (Mimar Sinan değil), Sırpların isyanını bastırmak için onların en kutsal figürü Aziz Sava’nın kemiklerini Mileševa Manastırı’ndan alınıp Belgrad’a getirilmesini ve Vračar’da yakılmasını emrediyor. Aklınca "Kutsalınızı yaktım, bittiniz siz" diyor.
Sırplar da yüzyıllar sonra "Öyle mi? O zaman biz de tam küllerinin olduğu yere öyle bir mabet dikeriz ki, şehrin her yerinden görünür" demişler. Olayın özeti bu.
Aziz Sava Kimdir?
Katedralin adını aldığı Aziz Sava, Sırp Ortodoks Kilisesi’nin kurucusu ve ilk başpiskoposu, yani Sırplar için hem dini hem milli kahraman. Sırp tarihinin en ağır topu. 1200’lü yıllarda yaşamış, kiliseyi kurmuş, millete okuma yazma öğretmiş bir aziz.
Adamı öyle seviyorlar ki, sadece kiliseye adını vermekle kalmamışlar, okullar, sokaklar, bayramlar derken hayatın içine gömmüşler.
Katedralin İçerisi ve O Meşhur Mozaikler
Dışarıdaki sade beyaz mermer seni yanıltmasın. Kapıdan içeri girdiğin an, "Vay arkadaş!" deme garantin var.
Rusların (Gazprom'un) "Alın bunu bitirin" diye verdiği milyonlarca Euro, tavanda ve duvarlarda saf altına dönüşmüş durumda. İçerisi kelimenin tam anlamıyla yanıyor. Duvarlarda boş bir santim bile yok, her yer mozaik, her yer işleme.
Kafanı kaldırıp kubbeye baktığında gördüğün İsa figürünün sadece gözleri bile bir insan boyunda. O derece devasa bir sanat var ortada. Benim favorim ise genelde turistlerin gözden kaçırdığı yer: Kripta (Yeraltı Katı).
Ana salonun şatafatından sonra merdivenlerden aşağı inince, bambaşka bir dünya karşılıyor seni. Prens Lazar'ın motifleri, avizelerin loş ışığı ve inanılmaz bir akustik... Burası ana salondan daha etkileyici, daha mistik. Eğer şanslıysan ve aşağıda bir koro provasına denk gelirsen, tüylerin diken diken olacağına iddiaya girerim.
Aziz Sava Katedrali Nerede, Nasıl Gidilir?
Katedral, şehrin en "cool" semtlerinden biri olan Vračar'da bulunuyor. Burası öyle Sultanahmet gibi "sadece turist ve hediyelik eşyacı" dolu bir yer değil. Bayağı bildiğin, insanların yaşadığı, akşam iş çıkışı kafesinde oturduğu, yaşayan bir mahalle. Konum haritası. Adres: Krušedolska 2a, Beograd 11000
Merkezden Nasıl Gidilir?
Şehrin merkezi sayılan Knez Mihailova veya Cumhuriyet Meydanı'ndaysan (ki muhtemelen oradasın), önünde iki seçenek var:
- Yürüyüş (Benim Tercihim): "Ben yürürüm" diyorsan, Terazije üzerinden Kralja Milana caddesini takip et. Dümdüz yukarı kaptır. Önce o meşhur Slavija Meydanı'na (o devasa döner kavşak) geleceksin. Oradan yukarı doğru baktığında zaten katedral sana "Gel gel" yapıyor. Toplamda 20-25 dakikalık, şehri hissedeceğin nefis bir yürüyüş olur.
- Taksi (Rahatına Düşkünler İçin): Atla bir taksiye (veya CarGo/Yandex çağır), "Hram" (Katedral) de. Trafik yoksa 10, bilemedin 15 dakikada kapıdasın. Ücret de seni üzmez.
- Otobüsle: "Ben yürüyemem" dersen, Cumhuriyet Meydanı'ndan geçen 31 numaralı otobüse atla. Şoföre sormana bile gerek yok, Karađorđev Park durağında in. İndiğin yerde katedral sana bakıyor olacak.
Aziz Sava Katedrali Rehberi: Mimari
Mimari
Aziz Sava Katedrali, mimari olarak tam bir "Sırp-Bizans Rönesansı" örneği ve dürüst olmak gerekirse bizim Ayasofya’nın biraz daha beyaz, modern ve betonarme bir kopyası gibi duruyor. Klasik haç planı üzerine oturtulmuş devasa ana kubbesi, dört yanındaki yarım kubbelerle desteklenirken, dışarıdaki o soğuk beyaz mermer ve granit sadeliği, içeride yerini göz alıcı, saf altından oluşan bir mozaik şovuna bırakıyor. Yani dışı "aşılmaz bir beyaz dağ", içi ise "Bizans ihtişamının son kalesi" diyebilirim.
- Tarz: Sırp-Bizans (Bizans uyanışı) mimarisi, yani klasik haç planı, dev kubbe, dört yanda çıkıntılı kollar, bol kemer, bol kubbe.
- Dış cephe: Beyaz mermer ve granit, yeşil çatılar, tepede altın haçlar.
- İçerisi: Neredeyse her yüzeyde altın ağırlıklı mozaikler, İncil sahneleri, aziz ikonları, dev kubbede İsa Pantokrator sahnesi… “Kilise mi yoksa sanat galerisi mi” diye kararsız kalmalık.
- Kapasite: Aziz Sava Katedrali, yaklaşık 10.000 kişilik kapasitesiyle Sırbistan ve Balkanlarların en büyük Ortodoks kilisesi. Aynı zamanda Dünyadaki en büyük Ortodoks ibadethanelerinden biri olarak kabul ediliyor.
Ulaşım ve Ziyaret Saatleri
- Giriş: Ücretsiz. Avrupa'daki katedraller gibi kapıda bilet kesmiyorlar. Giriş tamamen bedava.
- Ziyaret Saatleri: 07:00 - 20:00.
- Ulaşım: Terazije tarafından yürüyerek ortalama 20-25 dakika. Toplu taşımada Slavija yönüne giden 9, 10 ve 14 numaralı tramvaylar pratik seçenek.
- Kıyafet: Burası aktif bir kilise. Şortla, mini etekle veya askılıyla gidersen kapıdaki görevli amca Sırpça bir şeyler söylenerek sana şal uzatabilir ya da içeri almayabilir. Saygı icabı omuzlar ve dizler kapalı olsun, kafan rahat olsun.
- Ne Zaman Gitmeli? Bence akşamüstü. Önce gündüz gözüyle içindeki o altın mozaiklerin parlamasını görün. Sonra dışarı çıkıp hava kararırken o beyaz mermerlerin ışıklandırmasını izleyin.
Son Söz:
Hangi blogu açsan, hangi rehbere baksan Belgrad’da gezilecek yerler listenin tepesinde aynı maddeyi görürsün: 'Aziz Sava Katedrali görülmeden dönülmez'.
Abartıyorlar mı? Hayır, az bile söylüyorlar. Burası sadece tik atılacak bir turistik yer değil, şehrin pusulası. 'Ben turist değilim, popüler yerlere gitmem' diyen en havalı gezgin bile, kendini eninde sonunda o avluda, boynu ağrıyana kadar kubbeye bakarken bulur. Çünkü burası Paris’in Eyfel’i, Roma’nın Kolezyum’u gibidir. Görmeden dönersen, arkadaşların 'Ee ne anladım o geziden?' diye sorar, cevap veremezsin.